• Ana Sayfa
  • İlanlar
  • Firma Rehberi
  • Foto Galeri
  • Haber Arşivi
  • İletişim
  • Ziyaretçi Defteri
  • Videolar
Saadet öğretmen nasıl etseydi ki ölmeseydi?
Saadet öğretmen nasıl etseydi ki ölmeseydi?
27 Nisan 2010 / Salı
Yurttaşların yaşamış oldukları acılar onlara; 'Sahi devlet denen koca organizasyon ne işe yarar?' sorusunu sordurmaktadır. Bu söz klasik olduğu kadar son derece ürkütücüdür. Çünkü 'devlet'ten sözedilmektedir. Acıların oluşmaması için, artık tek başına 'uhrevi yakarışların' yetmediği çağımızda, insanlar yaptıkları işleriyle de bağlantılı olsa kendi aralarında örgütlenmenin yollarını hep aramaktadırlar.

rgütlenmeden mahrum olanlar zorunlu olarak devlet denilen organizasyonun kocaman pençesi içinde; yaşamlarını sürdürecek ya da sürdüremeyecektir. Öyle ki bu devasa organizasyon, çoğu zaman yurttaşın hiçbir bakışını, talebini karşılamayan, yaşamı zorlayan, daraltan türden kuralları; üç-beş 'süper' beyin tarafından icat ederek insanların önüne koyulmaktadır. 12 Eylül rejiminin Anayasa ve ona dayalı yasaları bu türdendir.

Denilmek istenen şu: 'bu dünyada yaşayacaksan ya devlet mantığına dayalı kurallara uyarak yaşayacaksın, ya da daha yaşın on bir de olsa dört duvar arasında dünyanın kaç bucak olduğunu öğrenerek büyüyeceksin. Daha da olmazsa dünyanın nasıl döndüğünü öğrenemeden toprak ananın bağrında kendine yer bulacaksın...' Örgütlü insanlar, çalışanlar ve halklar artık bunu kabul etmiyorlar. En somut bir örnek: örgütlülüğünü devlet mantalitesinden uzak bir anlayış içinde 'sağlamış' olan Kürtler bu Newroz da söyleyeceklerini net söylediler. Tekrara girmeyeceğiz!

Daha çok insana ve daha çok insan aklına dayalı örgütlülüğün yaratmış olduğu görkemli Newroz Bayramı süresince ortaya çıkan muhteşem tablo; artık bu ülkede kolay kolay büyük acıların 'yaşatılamayacağını' göstermiştir. Ancak bireysel acıların devam etmeyeceği anlamına gelmiyor. Newroz'dan bir hafta kadar önce ülkenin bir ucundan diğer ucuna herkesi üzen bir cinayet işlendi. Cinayet her yönüyle ilginçti! Ülkenin en büyük metropolü İstanbul'da öğretmenlik yapan henüz gencecik bir kadın, kendisine musallat olan adamın gazabından kurtulmak için, yaşam standardı düşük hatta mahrumiyet bölgesi Ardahan'ın Göle ilçesine atamasını yaptırmayı bir çare olarak görmüştü. Yaşamak uğruna kar-kış demeden oraya gitti. Babası da kendinden bir parça evladının önünde yaşamsal bir tehlikenin varlığını hissetmenin ötesinde görmüş olacak ki, kızıyla birlikte oralara gitti. Kim bilir acılı baba da belki askerlik filan dışında oralara gitmiş değildir...

Baba ve kızı bu tehlikenin aşılması için bununla yetinmeyerek, korunma talebiyle devlet denilen organizasyonun, (Canan Arıtman kabul etmese de) Kürt coğrafyasındaki birimlerine başvuruda bulunuyorlar. O sürecin nasıl işlediğini, Ardahan-Göle ve diğer ilçelerine habercilik hizmeti veren Kuzey Anadolu gazetesi etraflıca işleyerek ulusal basına da yansımasını sağlamıştı. Biz uzatmayacağız.

Genç Saadet öğretmen, hayatta kalabilmek için devlet prosedürünün işletilmesinde bir eksiklik mi yaşamıştı... Daha nasıl etseydi ki yaşayabilseydi? Göle'yi bilirim. Bir yabancı, daha şehrin girişinde anlaşılır. Demek ki başvurusu çok da önemsenmemiş ki, Göleli ya da o havaliden olmayan katili güvenlik birimlerince dikkate alınmamış... Var sayalım ki, Genç öğretmen ve babası prosedürü işletemediler, yanlış yere başvurdular? Yol göstermek çok mu zordu? İnsanlar kendi aralarında sora sora bir adrese ulaşırken, devlet organizasyonu içinde ilgili mercilere ulaştırılmıyorlar. Sonuç ortada. Öğretmen Saadet Ulus daha ömrünün baharında henüz 24 yaşında iken, bir insan kasabının elindeki satırla Göle'nin kaldırım taşları üzerine kanı akıtıldı. Bu hunharca cinayet Göle halkını son derece rahatsız etmiş, bu nedenle halkın tepkisi Göle'nin tarihi perspektifine uygun olmamıştı(!) Çünkü yabancısı oldukları bir kültürün ürünü olan 'linç' girişimiyle tepkilerini gösterdiler. Aslında kendilerinin de asla tasvip etmedikleri bu tepki biçiminin yanlış olduğunu fark ettiklerini edinilen izlenimlerden anlaşıldı.

İşin en tuhaf yanı ise, Saadet öğretmenin kanlar içindeki tabutunun Göle'den ayrılışının ardından, Ardahan Valisi eli kanlı katili yakaladıkları için Göle Emniyeti'ni ödüllendiriyor. Sayın Vali, adam kaçamamış ki kendisi teslim olmuş. Vali Bey'in acılı insanların hissiyatını dikkate alıp almadığını bilemiyoruz. Ancak ortada bir pratik de var! Bakın nedenleri ne olursa olsun, katil hedefine kilitlenmiş, satırıyla, bıçağıyla elini kolunu sallayarak avuç içi kadar şehre dalıp amacına ulaşıyor. İşte devlet denilen devasa hantal organizasyon demek ki yurttaşlarına başka pencereden bakıyor. Şunun anlaşılması gerekiyor. Satırlı bıçaklı biri yerine, koltuğunun altında kitaplarıyla şehre girip dolaşan biri olsaydı 'hele bir bakın bu neyin nesidir!?' GBT vs. vs.'lerden sonra daha çok kalıp kalmayacağı, oralardansa muhtar bile çağırıldığı olasılık değil, 'olan'(!) işlerdendir.

Başka genç öğretmenlerin ve hiçbir insanın katledilmemesi, işkence görmemesi, tacize tecavüze uğramaması için Newroz'u örgütleyen ruhla herkesin kendi alanında örgütlenmesinin şart olduğu artık iyice anlaşılmalıdır.

Nizamettin ÖZTÜRK nizamettin_ozturk@hotmail.com



göle haber
Bu Haber 3971 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Habere Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.